filmarasi

Sevdigim filmleri paylasmak istedim...

Tuesday, August 12, 2008

Yavuz Turgul Filmleri

Buraya her geri donusumde yoklugumun sebebini aciklamak durumunda hissediyorum... Daha once de belirttigim uzere pek film izleyemiyorum bu aralar, bir de kafamda baska fikirler dolasiyor, acaba baska seyler uzerine mi yazsam, acaba yazmasam mi diye....
Gecen gun bir yerde Sadik Abimin yazilarina (1,2) rastgeldim... Ustad, Gonul yarasindan bahsetmis, o da benim gibi film izleyemedigini soylemis, demek ki sadece ben degilim diye rahatladim... Yeni birsey daha kesfettim, kendisi de benim gibi artik sinemaya gidemedigini belirtmis, ben de malesef hep evde izliyorum artik...

Neyse konumuz Gonul Yarasindan yola cikarak Yavuz Turgul filmlerinden bahsetmek.. Sanirim benim ilk seyrettigim YT filmi Muhsin Bey olmali, Fahriye Abla'yi tam olarak ne zaman gordugumu hatirlamiyorum ama sanirim sonradandi... Muhsin Bey, benim icin cok ozel bir film. Sener Sen'i hep sevmisimdir ama bu filmdeki karakter hani nasil derler "cuk oturmus ustune"... Ugur Yucel de koyden gelip turkucu olmak isteyen garibani oynuyor, eger hala izlemeyenler varsa bu filmi kacirmayin derim.

Ask Filmlerinin Unutulmaz Yonetmeni ve Golge Oyunu'nu seyretmedim malesef ama bir firsatini bulursam izlemek isterim. Nedense radarimdan kacmis...


Eskiya, sinemada izledigim en guzel filmlerden biriydi, ama gecenlerde evde tekrar izledik nedense ayni zevki alamadim, demek ki evde sinema keyfi pek olmuyor, o karanlik ortama, yuzlerce kisinin ayni anda ayni gorsel stimulusa tepkisi lazim, bir nevi metafizik gerilim yaratiyor demek ki ortamda...Sener Sen ustaya diyecek yok ama Ugur Yucel'i pek begenmemistim zamaninda da. Ve de Yesim Salkim tabii ki cok itici gelir bana... Kucuk cocuk cok seker di " Sen eksiya misin?" diyen ve de yasli amcalar, otel personeli ve musterileri...Zamaninda yapilmis en guzel filmlerden biri, kesinlikle...Muzikleri de inanilmaz guzellikte, ozellikle de Firat Agitlari...


Gelelim Gonul Yarasina, onu da DVD'de izledim... Konu beni pek acmadi, moral olarak yani ama Sadik abinin yazisini okuyup uzerinde biraz daha dusununce, nedense daha cok zevk aldim. Yanlis anlamayin filmi begendim ama nedense daha cok sey beklemisim herhalde, herkes cok guzel cok guzel diyince, " Bu muydu?" diye kaldim. Filmin muzikleri kesinlikle zamanustu.... Aynur Dogan olsun Meltem Cumbul olsun soyledikleri turkuler bir muddet bellekten cikmiyor. Kurtce anlamasam bile her duydugumda incir agacini tuylerim diken diken oluyor... Sener Sen rolunu yine cok guzel yapmis, Dunya'nin kocasini oynayan oyuncu da bazi yerlerde tavirlari asiriya kacsa da basarili, ama yine Yesim Salkim'da oldugu gibi Meltem Cumbul'a da oldum olasi isinamamisimdir... Sumer Tilmac harika bir oyunculuk cikarmis former kabadayi olarak...

Yavuz Turgul'un yonettigi filmler disinda senaryosunu yazdigi filmlere de deyinmek lazim... Ilk akla gelenler Cicek Abbas, Banker Bilo, Tosun Pasa, Davaro ve de Zugurt Aga... Bunlardan da favorim tabii ki Zugurt Aga, hele bir sahne vardi ki Sener Sen'in "patates" diye megafonla seslendigi.... tek kelimeyle harika...


Gecen sene Turkiye'de gosterime giren Kabadayi'yi izlemedim ama tavsiyelerinizi bekliyorum...

P.S. Biyografik bilgiler Wikipedia'dan, film posterleri ise Beyayperde'den alinmistir...

Thursday, April 24, 2008

Rendition / Yargisiz Infaz


Epeydir film seyredemiyorum. Esim gecen gun bu filmi getirmis, seyrettik, birkac postada...

Rendition'in sozluk anlaminda soyle yaziyor: handing over prisoners to countries where torture is allowed. Filmde gecen aciklamasini da verirsek "extraordinary rendition" Clinton hukumeti zamaninda yururluge konan bir uygulama. Ama 11 Eylul olaylarindan sonraki hukumet bu prosedure epeyce basvurmus, malum olaylarla ilgili kisileri sorgulamak icin....

Hollywood, uzunca bir suredir politik mesaj iceren filmler yapiyor. Bunlardan bazilari daha fazla ses getiriyor "Babel" ya da "Syriana" gibi, bazilari da cok duyulmuyor ya da cok gurultu kopmuyor. Rendition bence ikinci kategoride. Filmde hersey mukemmel degil ama yine de izlenmeye deger bence...

Anwar, 14-15 yaslarindan beri Amerika'da yasayan bir kimya muhendisi. Aslen Misirli. Amerikali esi (Reese Witherspoon) ve bir oglu var. Bir is gezisi icin gittigi Cape Town'dan donerken yetkililer tarafindan tutuklanip, dogru durust birsey aciklanmadan Misir'a goturuluyor. Cunku Anwar, o gun Misir'da olan bir patlamayla iliskili bulunmus. Orda cesitli iskence yontemleriyle kendisinden bilgi almaya calisiyorlar. Bu esnada esi, kocasinin gelmemesiyle ilgili arastirma yapmaya basliyor ve bir sekilde kaybolmasindan sorumlu olan kisilere ulasiyor. Burda Meryl Streep ile olan sahneler harika...

Ote tarafta, Jake Gylenhaal ve Misirli amca, iskence ve sorguya devam ediyorlar. Bu amcanin kizi biraz zaman once erkek arkadasiyla kalmaya basliyor ama sonra erkek arkadasinin radikal bir gruba dahil oldugunu ve babasini oldurmeyi planladiklarini ogrenip onu engellemeye calisiyor. Filmde birbiri icine gecmis birkac hikaye var, hikayeler tam olarak acik degil, bazi seyleri filmin sonunda dahi ogrenemiyoruz. Ama sinematografi acisindan bakilirsa, filmdeki sahnelerin herbiri cok guzel fotograflar gibi... Ozellikle son sahneler gercekten guzel. Yonetmen Gavin Hood guzel bir konu secmis kendisine. Ama malesef konu tam gelistirilememis. Oyunculuklara diyecek yok, sadece Jake cok genc ve yavan kacmis bu rol icin...

Izleyebileceginiz bir film ama filmin sonunda kendinizi pek de iyi hissetmiyorsunuz, simdiden uyarayim...

Radikal'de cikan bir yazi, filmle ve bu genre filmlerle ilgili:
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=7850

Muhabbetle

Sunday, February 24, 2008

Oscar'a Bes Kala.... Izlenimler

Eveeet, buraya ugrama yogunlugum giderek azalmakta. Bu hem mesguliyetimin fazlaligindan, hem tembelligimden (internete girme hususunda) hem de eskiye nazaran daha az film izleyebilmemden kaynaklaniyor. Bu geceki Oscar odul toreni oncesi bir yazi yazayim istedim. Aday filmlerin cogunu izleyememe ragmen, kimlerin odul alacagina ya da hak ettigine dair kisa birseyler karaliyorum.

Once en onemli kategoriden basliyalim: En iyi film yani Best Motin Picture of the Year. Aday filmler: Atonement, Juno, Michael Clayton, No country for old men, There will be blood. Bu filmlerden sadece ikisini izledim Atonement ve No country for old men. Ama digerlerini de izlemek istiyorum ozellikle Juno ve There will be blood'i merak ediyorum.

Bence bu kategoride No county for old men kazanacak. Neden derseniz, bu seneki cogu odul toreninde onlar kazandi, butun oyuncular super, film gercekten son zamanlarda izledigim en iyi film diyebilirim ve oyle Hollywood mambo jambosu yok.
Atonement, bence bu kategoride olmayi haketmeyen tek film. Romantik filmleri seven biri olarak, bu filme Keira Knightly'e ragmen pozitif yaklasmaya calistim ama bence cok fazla sisirilmis bir film. Ozellikle de Ingiltere'den gelen yapimlara biraz fazla ihtimam gosterildigini dusunuyorum. Jamec McAvoy fena degildi kucuk kiz da iyi rol yapmis ama ne cok romantikti ne de karakterlerle bir iletisim kurabildim.
Eger NCFOM almazsa odulu, ikinci film bence There will be blood olur. Daniel Day-Lewis'li kadro bence guzel bir film ortaya cikarmistir. Juno'da guzel bir film duydugum kadariyla ama akademiden odul alacak kadar degil, daha cok indie film odulleri toplayan bu film genel bir seyirci kitlesine hitap etmeyebilir.

En iyi erkek oyuncu kategorisinde ise Daniel Day-Lewis kesin kazanacak gibi duruyor. Diger adaylardan (George Clooney, Johnny Depp, Tommy Lee Jones, Viggo Mortesen) ise bence odule en yakini Tommy Lee Jones. In the Valley of Elah, suan evde belki yarin aksam izlemeye vaktim olur. Sweeney Todd'da Johnny Depp'in performansi iyiydi ama muthis super birsey degildi, bir de muzikal film belki cok populer bir janre olmayabilir bu sene icin. Viggo ise Eastern Promises'de guzel bir oyunculuk cikarmis ama bence bu sene onun senesi degil (gerci ben filmi izlerken hamamdaki cok uzun suren ciplak dovus sahnesinden pek etkilenmedim.)

En iyi kadin oyuncu odulu ise sanirim Julie Christie'ye gidecek, eger o olmazsa da benim fikrim Ellen Page ya da Laura Linney olabilir... Ama sanirim yasli kadin alacak bu odulu. Away from her duyduguma gore guzel bir film. Savages'i da izlemek istiyorum, klasik Philip Seymour Hoffman ve indie kralice Laura Linney, kesin guzel birseyler yapmislardir. Cate Blanchett her filmiyle beni buyuluyor ama belki her sene aday gosterilmek, sansini dusuruyor olabilir.Marion Cotillard'in filmini de izlemedim malesef.

En iyi yardimci erkek oyuncu Javier Bardem'e gidecek gibi. Kategorideki diger adaylardan biri haric hicbirinin filmlerini izlemedim ama Hal Holbrook ve Tom Wilkinson surpriz yapabilirler. Philip Seymour Hoffman'in rolu biraz kucuk bence bu kategoride gerci eglenceli bir rol ama bence odul alirsa buyuk sok olur. Casey Affleck'in performansi Gone Baby Gone'daki gibiyse bence o da odul alamaz.

En iyi yardimci kadin oyuncu icin benim tercihim Tilda Swinton, filmi izlemedim ama okuduklarimdan iclerinde en uygun olani o (tabii bir de Cate.) Ruby Dee eger bu odulu alirsa sirf yasli oldugu icin alacak, American ganster'daki rolu bence cok da muthis degildi. Atonement'taki kucuk kiz da fena degil ama bence odul alacak kadar degil.Amy Ryan Gone Baby Gone'da cok guzel rol yapmis, eger Tilda kazanmazsa ikinci tercihim o...

En iyi yonetmen kategorisinde ise bence odulu ya Coen Kardesler (NCFOM ile) ya da Julian Schnabel alacak (Diving Bell and the Butterfly ile). Diger adaylar da kenara atilir gibi degil, bu kategori biraz zorlu gececek... There will be blood, Michael clayton ve Juno'nun yonetmenleri de kazanabilirler...

En iyi orjinal senaryo odulunu Juno alacak bence. Diger adaylar ise soyle:
Michael Clayton, Savages, Lars and the real girl, Ratatouille

En iyi uyarlama senaryo odulunu kim alacak bilemiyorum ama adaylar soyle:
No Country for old men, There will be blood, Atonement, Away from her, Diving bell and butterfly

En iyi animasyon odulunu ise Ratatouille alacak gibi duruyor, diger filmler Sirf's up fazla disneyish, Persepolis ise cok fazla izleyici tarafindan gorulmemis bir film...

Diger kategorileri yazmiyorum ama bence bu gecenin buyuk galipleri There will be blood, No country for old men, Juno olacak. Muzikal kategorilerde Enchanted, Ratatouille, No country ve Atonement odul alabilir. En iyi yabanci filmde de ilk bakista Avusturya ve Kazakistan'in filmleri sansli gorunuyor.


Izleyelim gorelim derim, birkac saat icinde kucuk heykelcikler sahiplerini bulmus olacak.

Muhabbetle!

Saturday, December 29, 2007

dikkat

yeni post ekledim ama yazmaya onceden basladigim icin alta kaydi. Paris Je T'aime'le ilgili....

muhabbetle

Wednesday, November 28, 2007

Kisa Geciyorum....

Bir zamanlar boyle bir liste yapmisim, yazmayi dusundugum filmlerle ilgili. Son zamanlarda buraya ne kadar az ugrayabildigim dusunulurse, hepsi hakkinda ayri ayri yazmak yerine birkac kelime dahi olsa yorum yapmakla yetinecegim herhalde...

So it goes....

The Ice Harvest: Sirf John Cusack var diye aldim, cok guzel bir film degil, fazla kasvetli cekim ortamlari, kis mis, pek sevmedim...
Proof: Bir matematikci olarak, meslektaslarim hakkinda yapilan filmlere bayiliyorum. Bu oyundan uyarlanma filmi matematikle uzaktan yakindan alakasi olmasa da herkese tavsiye ediyorum, Gywneth Paltrow, Anthony Hopkins guzel oyunculuk cikarmislar. Jake Gylenhaal, Gywneth'in erkek arkadasi olarak biraz genc gorunse de o da iyi... Tavsiye edilir...
Wallace and Gromit: The Curse of the Were Rabbit: Muthis! Animasyon filmleri seven biri olarak, son zamanda ozellikle Pixar Disney ile birlestikten sonra cikan yapimlar fazla wishy washy geliyordu. Ingiltere'den gelen bu anime, konu olarak da teknik olarak da cok hos. Adamlar nerdeyse 4-5 sene harcamislar bu film icin. Mutlaka izleyin!
Inside Man: Ben artik Jodie Foster'i sevmiyorum. Hos ne zaman cok sevmistim ki, Panic Room da iyiydi en son, ondan sonraki filmleri vasat. Burda da yine Denzel amcam olayi kurtarmaya calisiyor ama yeterli degil..Vakit gecirmek icin izlenebilir.
The death of Mr. Lazarescu: Guzel bir yapit. Bulabilirseniz izleyin, Hollywood'dan guzel bir kacamak...
The sentinel: Yine siradan bir film. Michael Douglas da yaslanmis artik, emekliye ayrilsa iyi olur..
happiness: Hmmm, bu filmi bana tavsiye eden cocuk, sunu eklemisti, biraz degisik bir filmdir dikkatli ol. Zaten oyuncu kadrosunda Philip Seymour Hoffman'i gorunce biraz iskilleniyor insan...

Happiness:
konu itibariyle cok gercekci bir film, cok guzel noktalara parmak basiyor ama parmak basilmasi o kadar da kolay olmayan konulara da girdigi icin bazilari icin izlemesi kolay olmayabilir. Evli, cocuklari olan suburban abla muthisti mesela...Degisik bir film denemek isteyenlere...
Derailed: Evet, bir karar daha aldim: Jennifer Aniston tek boyutlu biri, sadece rachel rolunu becerebiliyor, o da belki kendi karakterine cok yakin oldugu icindir. Derailed, hakkinda cok hype yapilan bos bir film... Vakit kaybetmeyin derim..
Thank you for smoking: Iste guzel film diye buna derim. Muthis orjinal bir konu, harika oyunculuk daha ne istersiniz. Ben sadece ismi icin bile giderdim bu filme. Tam isabet. Kacirmayin derim.
amores perros: Kopek dovusu sahnelerini gormeyi kaldirirsa mideniz, guzel bir film ama bence serinin en guzel filmi hala 21 grams. gael garcia bernal icin izlenebilir...
quiz show: muthis guzel bir film. John Turturro'yu genelde begenen biri olarak bu filmi kesfettigim icin mutluyum. Avukati oynayan aktorun aksanina bittim, Boston civarinda gecirdigim yazi hatirlatti bana. Aksanlara zaten hayran biri olarak filmi pur dikkat izledim. Konu olarak da cok orjinal, yasanmislik kokuyor.. Izleyin!
bee season: Richard Gere'i aktor olarak degil de bir insan olarak seviyorum. Bu filmde biraz fazla spirituel takilmis ama film belli bir sure sonra cok uzun geliyor. Kucuk kiz cok seker. Juliet Binoche, yine her zamanki gibi... Izleyebilirsiniz.
el mariachi: Cok hos bir film. Mariachi muzisyeni ile mariachi kiyafetli katil birbirine karisiyor. Hikaye guzel, sonu da guzel... Izleyin.
the break up: Bu listedeki ikinci Aniston filmi degil mi? Evliliklerinin bitmesinden ziyade, beraber yasadiklari eve sahip olamamaya uzulen bir cift. Bosuna vaktinizi ya da paranizi harcamayin derim..
stranger than paradise: Jim Jarmusch klasigi, mutlaka izleyin derim, fazla soze gerek yok.
lantana: bunu yasmistim zaten....
a prairie home companion: yeni kesfettim, pazar gunleri dinledigim radyo istasyonunda var prairie home companion. eskilerin radyoya esir ama guzel bir esaret gunlerini hatirlatan eglenceli bir film, bi de lindsay lohan olmasaydi, daha guzel olurdu..
silver city: cok guzel bir satir. amerikada politik hayata bakis, eglenceli bir bakis.
scotland,pa: eski ama eglenceli bir film, bulursaniz izleyin.
the wrong guy: Dave Foley'den guzel ve eglenceli bir film daha...
the notebook: Kitaptan uyarlama bir sinema filmi. Kitabin yazarini pek sevmesem de, ve filmdeki ask hikayesi utopik de gelse, Rachel Mcadams ve Ryan Gosling her zaman izlenmeye deger....
akeelah and the bee: spelling bee'lerle ilgili izledigim ucuncu film. Lawrence Fishborne guzel bir oyunculuk cikarmis. Fena degil, izlenebilir..
the limey: Hollywood disinda sinema izlemek isteyenlere, degisik bir film. Ama cok fazla sey beklemeyin.
the blind swordsman: Harika bir film, ben ki action iceren filmleri pek sevmem. Haluk Bilginer'in oynadigi Polis filminin bu fimlden uyarlandigi soyleniyor ama Zatoichi kesinlikle 100 kat daha ustun bir film. Kesinlikle izleyin.
volver: Bu sene izledigim en guzel 5 filmden biri...Kacirmayin.
friends with money: Listemdeki ucuncu Jennifer Aniston filmi. Konu olarak ve isleyis olarak guzel bir film ama ben Jennifer Aniston'a olan antipatimden hala kurtulamadim...Francis Mcdormand ve esini oynayan aktor muthisti.. izlenebilir...
blood diamond: Leo'dan guzel bir film. Bu filmi izledikten sonra pirlanta takilara karsi insanin gorusu ister istemez degisiyor.Kacirmayin...
the last king of scotland: Oscar odullu film. Idi Amin'in politik hayatini konu alan film izlenmeye deger.
dear frankie: Emily Mortimer'in oynadigi Dear Frankie, muthis bir film. Kesinlikle izleyin. Ogluna babasindan geldigini zannettigi mektuplar yazan anne ve kiralik baba rolunde bir adam.... Muthis etkileyici...

Biliyorum cok kisa ve acele oldu ama simdilik boyle olsun. Cok yakinda size Paris, Je t'aime le ilgili bir yazi yamayi planliyorum.

Muhabbetle

Paris, Je T'aime/ Paris, Seni Seviyorum

Oncelikle Paris'e hic gitmemis biri olarak filmi izlerken kendimi biraz boslukta buldum, onu soylemek isterim. (Eger aranizda Paris'e gitmis olanlar varsa ve bu mekanlari biliyorsaniz belki filmden daha cok zevk alabilirsiniz.)
18 yonetmenin biraraya gelip kisa 5-10 dakikalik bolumler cektigi, bolumler arasindaki gecislerin gayet basarili oldugu, ana temanin filmin isminden de anlasilacagi gibi Paris ve ask oldugu, unlu, unsuz pekcok aktorun biraraya geldigi muthis bir ensemble...

Tek tek bolumler uzerinden gecmek istiyorum. Aslinda 20 bolum cekilmis ama sonra iki tanesinden vazgecmisler herhalde. Siralama asagida:
1.MONTMARTRE: Park yeri arayan bir adam, yoldan gelen gecenlere bakiyor, neden bir sevgilisi olmadigini dusunuyor, sonra arabasinin yaninda bir kadin dusup bayiliyor, kadini arabasina yatiriyorlar ve biraz konusuyorlar... gayet siradan bir acilis, Paris'in park sorununu yakindan gormemizi sagliyor.
2.QUAIS DE SEINE: Sahilde oturan uc genc gelen gecene laf atiyorlar, bu sirada yakinlarinda oturan Musluman bir kiz onlara bakip yaptiklarina guluyor, kalkip yururken dusuyor, iclerinden biri gelip yardim ediyor kizin kalkmasina, sonra biraz konusuyorlar, kiz camiye dedesini almaya gidiyor, bu sirada genc cocuk Francois kizi takip etmis, tekrar karsilasiyorlar, dedesiyle tanistiriyor ve beraber yuruyorlar...Yonetmen Gurinder Chadha cok basit ama duygusal bir bolum ortaya cikarmis, tebrikler...
3.LES MARAIS: Bu da unlu bir yonetmenden, Gus Van Sant. Bir atolyeye bir kadin ve yaninda genc bir cocuk giriyor. Genc, icerdeki diger cocukla konusmaya basliyor, ona beraber birseyler icmeyi v.s teklif ediyor, ama karsi taraftan hic cevap gelmiyor. Ayrildiktan sonra ise, konusmasindan hicbirsey anlamadigini soyluyor cunku fransizca bilmiyormus... Biraz marjinal birseyler katalim demisler ama bence cok basarili bir parca olmamis. Oyuncular daha iyi olabilirdi, fikir guzel ama...
4.TUILERIES: Coen Brothers'dan harika bir bolum. Ve tabii ki basrolde kim var Steve Buscemi! Metroda geciyor bu sahne. Klasik bir turist Steve, metroda karsi istasyonda bir cift goruyor. Oylesine bakarken adam bagirmaya basliyor ne bakiyorsun diye, sonra kiz arkadasiyla tartisiyorlar ve kiz karsiya yani Steve'in yanina geciyor ve.... hepsini soylemiyim iyisi. Bence cok guzel, eglenceli bir bolum olmus. Coen Brothers her zamanki gibi muthis!
5.LOIN DU 16 IEME: Bu bolum beni cok etkiledi. Maria full of grace'de oynayan Catalina Sandino Morino, kucuk bir cocugu olan bir anne. Sabah erkenden kalkip kendi cocugunu bakim evine birakiyor, metroyla uzun bir yol katettikten sonra zengin bir ailenin evine ulasiyor. Isi cocuk bakiciligi.... Hem kendi cocuguna hem de baktigi cocuga soyledigi ninni buyuleyici. Muhtesem bir bolum!
6.PORTE DE CHOISY: Avustralyali yonetmenden gelen bu bolum biraz tuhaf. Parisin Cin mahallesinde bir guzellik salonunu arayan yasli amca, kacik salon sahibi, vs., vs.... begenmedim...
7.BASTILLE: Karisiyla ayrilmayi planlayan adam, yemek icin bulusuyorlar, karisi hasta oldugunu soyluyor ve adam tabii ki karisindan ayrilmiyor. cok guzel islenmis, duygusal bir bolum.
8.PLACE DES VICTOIRES: Juliette Binoche, oglunu kaybetmis bir anne, hala aci cekiyor ve "closure" dedikleri olay gerceklesmemis. Bir gece oglu gelip annesine endise etmemesi gerektigini soyluyor. Muthis duygusal bir bolum.
9.TOUR EIFFEL: Iki pandomimcinin ask hikayesi, hos anlar var ama cok bi hikaye olmadigindan favorilerimden degildi. Eifel kulesinin yakinindaki Amerikali turist harikaydi!
10.PARC MONCEAU: Alfonso Cuaron'un yonettigi parcada Nick Nolte var. Genc ve guzel bir kizla bulusup biraz yuruyorlar, hayat hakkinda vs. konusuyorlar, kiz hayatindaki yeni erkekten bahsediyor,sonra kiz bi arkadasiyla bulusup sanirim sinemaya gidiyor ve Nick Nolte kizin bebegine bakiyor, sanirim kizin hayatindaki yeni erkek cocugu ve Nick Nolte de kizin babasi, sanirim....guzeldi.
11.QUARTIER DES ENFANTS ROUGES: Maggie Gylenhaal Amerikali bir aktrisi oynuyor. Uyusturucu saticisi biriyle tanisiyor ve adam numarasini veriyor. Aradan zaman geciyor ve adami ariyor ama bulamiyor. Pariste yasanmis kucuk bir ask hikayesi, biraz karanlik ama....
12.PLACE DES FETES: Bu bolumde beni en cok etkileyenlerden biri. Afrikali gocmen adam arasira gordugu bir kiza asik oluyor. Ama kiz bunu farketmiyor. Adam kiza sarkilar soyluyor... Sonra adam bicaklaniyor, kiz paramedik, yardimina geliyor, adam kahve icelim diyor ve yine kiza sarkilar soyluyor. Uff nasil anlatilirki bu bolum, izleyin, harika....
13.PIGALLE: Iki yasli aktorun arasinda gecen uzun ve pek de etkileyici olmayan diyalog. Begenmedim...
14.QUARTIER DE LA MADELEINE: Bu da kotu bolumlerden biriydi. Vampirler de asik oluyormus onu anladik. Unlu isimlerin oynuyor olmasi bence hic birsey ifade etmiyor...
15.PERE-LACHAISE: Bu bolumde biraz kendimi buldum desem yalan olmaz. Evli bir cift, Oscar Wilde'in mezarini ariyorlar. Kadin ve adam farkli uzaylarda yasiyorlar biraz ama sonunda guzel seyler oluyor. Alexander Payne Oscar Wilde oluyor mesela.... :) Tabii bir de Emily Mortimer, her zaman izlenir...
16.FAUBOURG SAINT-DENIS: Bu da cok hos bir bolum. Kor bir gencle Natalie Portmanin karakteri arasindaki ask hikayesine bir bakis. Cekimler harika, ozellikle tren istasyonundakiler. Kacirmayin.
17.QUARTIER LATIN: Bu da yine unlu isimlerin pek bir sey ifade etmedigini tasdik eden bir bolumdu ama digerine gore daha eglenceliydi. Gerard Depardeeu bilem var....
18.14TH ARRONDISSEMENT: Son bolum Alexander Payne'den. Bekar bir Amerikali postaci, Parise geliyor ve Fransizca dersi icin yasadiklarini anlatiyor. Cok guzel bir bolumdu. Bence filme de cok hos bir bitis olmus. Margo Martindale harika...

Filmin kapanis muzigi de cok guzel, hepsini olmasa da bazi bolumlerin nasil gelistigini biraz daha goruyoruz.

Paris Je T'aime, Love Actually gibi bir film. Bazi bolumlerinde daha basarili bazilarinda degil ama yine de izlenmeye deger bir film oldugu kesin.

Ana mesaj sanirim, kim olursak olalim, nerden gelmis olursak olalim, ask dilini anlayabiliriz!

Iyi seyirler!

Tuesday, November 06, 2007

All the King's Men

Nasil anlatsam, nerden baslasam.... Uzun zamandir yogunluktan, ne film izleyebiliyorum, ne de buraya yazabiliyorum. Haftaici film izlemeye vaktimiz olmadigi icin, Blockbuster uyeligimizi iptal ettik. Sinemaya da uzun zamandir gitmiyoruz cunku pahali. Boyle olunca cok degil nerdeyse hic film seyredemiyorum, evde kablolu yayin da yok. Neyse uzun lafin kisasi gecen gun burdaki kutuphanede All the King's Men'i gordum. Cok muhtesem bir film olmadigini duymustum ama Kate Winslet ve Sean Penn var diye aldim. Iyi ki de almisim. Ben begendim filmi.

Film kisaca 1949'da yapilan ayni isimli filmin remake'i. Robert Penn Warren'in romanindan uyarlanmis. Iki versiyon arasindaki tek fark sanirim, ilk film olaylari Willie Stark'in persperktifinden anlatiyormus, bu filmde ise olaylari gazeteci Jack Burden'in gozuyle goruyoruz. Stark (Penn) Louisiana'da eyaletin bir biriminde mufettis olarak calisiyor. Bir ihalede donen yolsuzlugu gorunce isinden oluyor. Kapi kapi saticilik yapmaya basliyor. Tam bu siralarda eyalette vali secimi var. Iki adayda al birini vur otekine kabilinde yolsuzluga batmis durumda, adaylardan biri karsisindaki adayin oylarini bolmek amaciyla, yakinindaki birini (James Gandolfini) Sratk'a gonderip onu valilik secimine katilmaya tesvik ediyor ve Willie de gaza gelip giriyor yarisa. Stark'in secim kampanyasini takip eden gazeteci Burden (Jude Law) bu senaryonun farkina variyor, garip bir sekilde Stark'a isinmaya basliyor. Nihayetinde Stark da olanlari farkedip, kobayliktan cikip gercekten aday olarak yarisa katiliyor. Kirsal kesimden geldigi icin ordaki insanlara nasil hitap edecegini biliyor. Diger adaylarin ne kadar batakta olduklarini kendisi gelince fakirler icin calisacagini v.s. soyluyor ve oylari alip vali oluyor. Burden'i da yanina danisman olarak aliyor. Burden, aile olarak daha aristokrat bir yapidan geldigi icin ailesinin tepkilerine ragmen Stark'la calismaya basliyor. Guc kendi eline gecince, Stark da her politikaci gibi, bozuluyor. Esini turlu kadinlarla aldatiyor, arkadaslarini ya da yakin cevresini koruyor ve rusvet, yolsuzluk hepsi hak getire....Bir zamanlar elestirdigi her ozellige simdi kendisi sahip..

Romani okumadigim icin ve de diger versiyonu seyretmedigim icin tam bilemiyorum ama birkac paralel hikaye daha var filmde. Burden ile Kate Winslet'in karakteri arasindaki ask, kullenmis ama hala birseyler var, sonra Winslet'in Stark'la iliskisi, Winslet'in abisinin Stark'in kuracagi hastanenin basina gecmeyi kabul etmesi ama sonradan donen oyunlari anlayip Stark'i vurmasi, Stark'in "impeach" edilmesi, Burden'in uvey babasinin bu isin basinda olmasi ve Stark'in Burden'i uvey babasi hakkinda kirli camasir bulmak ile gorevlendirmesi, Stark'in yaninda calisan kadinin diger kadinlarla olan iliskisini kiskanmasi vs......

Butun bu olaylara ragmen, filmin Burden'in perspektifinden anlatimi gayet basariliydi bence. Oyunculuklar da guzel. Anthony Hopkins, Burden'in babasi, Kate Winslet ve Mark Ruffalo abi-kardes ve Patricia Clarkson Stark'in yardimcisini oynuyorlar. Genis bir kadro ama hepsi rollerini guzel kotarmislar.

Eger firsatiniz olursa izleyin derim.....

P.S. Filmi izlerken hep dilime Deniz Arcak'in "All the king's horses and all the king's men " sarkisi takildi....

Friday, September 14, 2007

Son zamanlarda izlediklerim

Ise basladigimdan beri pek yazmaya vaktim olmuyor. Zaten cok film de izleyemiyoruz.

Son zamanlarda izlediklerim sunlar:



1. Dirty Rotten Scoundrels (1988)- Kirli, Curuk ve Adi
Steve Martin harici oyunculari begendim. Michael Caine muhtesemdi, farkli aksanlarla konusmasi, hele de sondaki Avustralya aksani muhtesemdi. Glenne Headly de harikaydi, filmin sonuna kadar kandirdi hepimizi.

2. TMNT (2007) - Ninja kaplumbagalar
Cocukluk yillarima gittim birden. O zamanlar Star'da yayinlanirdi TNMT cizgi filmleri ve bizim evde Star yoktu, ben izleyemezdim. Servis duraginda diger cocuklar aralarinda kendilerine Donatello, Raphael, Michalengelo ve Leonardo isimlerini verir, bana da April derlerdi ama ben April'i cok sonralar gorecektim.
Animasyonlar fena degil. vakit gecirmek icin izlenebilir.

3. Ray (2004)- Ray
Oscar odullu Jamie Foxx, American muzik dunyasinin en unlu isimlerinden Ray Charles Robinson'u canlandiriyor bu biopic'te. Filmin muzikleri harika ama yasanti olarak Ray kendini epey harcamis, izlerken uzuntu duydum. Ahmet Ertegun'u guzel portre etmisler. Bayan oyuncular da guzeldi. Jamie'ye in iyi oyuncu odulu verirmiydim bilemiyorum ama.

4.Fracture (2007) - Cinayet Gecesi
Anthony Hopkins ve Ryan Gosling'den guzel bir film. Karisini yaralayan sonra da olduren zengin adamla, onun davasina atanan ama ilerde buyuk bir hukuk firmasinda calismayi hedefleyen, %97 davalarini kazanmis, genc, hirsli avukat arasinda gecen hesaplasmayi anlatiyor film. Ryan Gosling her zamanki gibi izlemeye deger...

5. The Perfect Stranger (2007)- Kusursuz Yabanci
Halle Berry'i de Bruce Willis i de severim ama bu filmde ozellikle Halle Berry'nin hareketleri biraz "over-the-top" geldi bana. Bir de Giovanni Ribisi'yi pek sevmedigimden onunla olan sahneleri de yuzumu burusturarak seyrettim. Ama sonunu guzel twist etmisler. Cok birsey beklemeden izlenebilir.

6. Perfume: The story of a murderer (2006) - Koku: Bir katilin hikayesi

Bunun icin ayri bir post yazmak gerek. Fazla acik sahneleri saymazsak (sanatsal aciklik ama yine de rahatsiz edebilir belli bir sure sonra) guzel bir filmdi. Dustin Hoffman'i tekrar perukla gormek ilginc, ama bu sefer fazlaca yaslanmis.

7. In The Heat of the Night (1967)- Gecenin sicaginda
Eski filmlere olan fikrimi degistiren bir film. Sidney Poitier izlemeye deger. Konusu da Amerika tarihini daha iyi anlamaya yardimci oluyor.

8.Paper Moon (1973)- Beyaz Ay
Baba-kiz aktorlerden cok hos ve eglenceli bir film. Eger elinize gecerse mutlaka izleyin.

Biraz daha var ama simdilik bu kadar olsun.

Muhabbetle